Gazeteciler Basın Birliği Genel Başkanı Kerem Altın,

Ramazan ayı, yalnızca aç kalmanın değil; empati kurmanın, paylaşmanın ve toplumun en kırılgan kesimlerini hatırlamanın zamanıdır.

Tam da bu nedenle bir iftar sofrasında servis edilen bir tabak antrikotun sosyal medyada tartışma konusu olması aslında tesadüf değildir. Bu tartışma, tek başına bir yemek meselesi değil; toplumdaki ekonomik uçurumun sembolü haline gelmiş bir görüntüdür.

Bir milletvekilinin katıldığı iftar programında antrikot servis edilmesi elbette teknik olarak yanlış ya da yasadışı değildir. Organizasyonu düzenleyenler menüye böyle bir yemek koymuş olabilir. Ancak mesele hukuki değil, ahlaki ve vicdani bir meseledir. Çünkü bugün Türkiye’de milyonlarca insan bırakın antrikotu, kırmızı eti ayda bir kez bile sofraya koymakta zorlanmaktadır.

Son yıllarda artan hayat pahalılığı, özellikle dar gelirli vatandaşların mutfak alışverişini ciddi biçimde değiştirdi. Birçok aile için et artık haftalık değil, ayda bir alınabilen bir ürün haline geldi. Bazı evlerde ise çocukların “et ne zaman yiyeceğiz?” sorusu bile cevapsız kalabiliyor. İşte bu gerçeklik ortadayken, kamu görevinde bulunan insanların bulunduğu sofraların sembolik anlamı daha da büyüyor.

Toplum, yöneticilerinden yalnızca karar beklemez; aynı zamanda duyarlılık bekler. Halkın yaşadığı ekonomik zorlukları hisseden, onların hayatına dokunabilen bir yaklaşım görmek ister. Bu nedenle vatandaşın aklına şu soru geliyor: “Bu ülkede sıradan bir insan antrikotu gerçekten rahatça yiyebiliyor mu?”

Ramazan sofraları, gösterişin değil dayanışmanın mekânı olmalıdır. Bu sofralarda önemli olan menünün zenginliği değil, gönüllerin yakınlığıdır. Bir tas çorba, bir parça ekmek ve samimi bir paylaşım bazen en pahalı yemeklerden daha anlamlıdır.

Bugün yapılması gereken şey, bir tabağın içindeki eti savunmak ya da eleştirmekten öte; vatandaşın sofrasındaki eksiklikleri konuşmaktır. Çünkü gerçek mesele, sosyal medyada tartışılan antrikot değil; milyonlarca insanın mutfağında giderek küçülen tencerelerdir.

Ramazan bize şunu hatırlatır: Aç kalmanın anlamı, aç olanı anlamaktır. Eğer bu ayın ruhu gerçekten yaşatılacaksa, en önemli soru şudur:
Vatandaşın sofrası ne durumda?

Bir ülkenin refahı, en zengin sofralarla değil; en mütevazı sofraların bile doyurucu olmasıyla ölçülür.