“Ey şehir…” diye başlayan her cümle, aslında bir mekâna değil; hatıralara, kaybolan zamana ve yarım kalan hayatlara seslenir. Çünkü bazı şehirler haritadan değil, insanın içinden yıkılır.

6 Şubat sabahı, merkez üssü Pazarcık ve Elbistan olan, Kahramanmaraş merkezli iki büyük deprem yalnızca binaları değil; alışkanlıkları, mahalle kültürünü ve şehir hafızasını da yerle bir etti. O geceden sonra artık hiçbir şehir aynı kalmadı. Ama özellikle Malatya için değişim yalnızca fiziksel olmadı; ruhsal bir kırılma yaşandı.

Aradan geçen üç yılda yükselen yeni yapılar, kaybolan eski sokakların yerini aldı. Beton yeniden kuruldu ama hafıza hâlâ enkaz altında. Bugün birçok Malatyalı, önünden geçtiği yeni bir binanın yerinde ne olduğunu hatırlamakta zorlanıyor. Çocukluk anıları, gençlik buluşmaları, mahalle köşeleri… Hepsi sessizce siliniyor. Deprem sonrası yaşanan unutkanlık yalnızca bireysel bir durum değil; toplumsal bir savunma mekanizması gibi.

Ancak mesele sadece psikolojik değil. Afetlerin en büyük sınavı, dayanışma kültürünü kalıcı hale getirip getiremediğimizdir. Ne yazık ki şehirdeki bazı ekonomik davranışlar, bu sınavın tam anlamıyla geçilemediğini gösteriyor. Aynı gramajdaki ekmeğin bir yerde uygun fiyatla satılırken başka bir yerde neredeyse iki katına ulaşması, deprem sonrası oluşması beklenen ortak vicdan duygusuyla çelişiyor.

Komşu şehir Elazığ’da Ramazan ayında belediyenin uygun fiyatlı ekmek uygulaması, sosyal dayanışmanın somut bir örneği olarak öne çıkarken; Malatya’da vatandaşın aynı beklentiyle kurumlara bakması kaçınılmaz hale geliyor. Özellikle belediyeye bağlı MEGSAŞ gibi yapılar, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda moral sorumluluk da taşıyor. Çünkü afet sonrası şehirlerde fiyat politikaları ticari bir tercih değil, toplumsal mesajdır.

Öte yandan hakkı teslim etmek gerekir: Büyükşehir ve merkez belediyelerin Ramazan ayına yönelik sosyal destek programları, ihtiyaç sahibi vatandaşlar açısından kıymetli adımlar içeriyor. Yardımlaşma kültürünün tamamen kaybolmadığını görmek umut verici.

Asıl kırılma ise sanayi bölgesinde hissediliyor. Vatandaşın araç bakımından parça teminine kadar birçok ihtiyaç için başka şehirlere yönelmesi, ekonomik güvenin zedelendiğinin işareti. İnsanlar çareyi şehir dışına gitmekte buluyorsa, burada yalnızca piyasa değil, güven ilişkisi de sorgulanmalıdır. Bir şehir yeniden ayağa kalkarken en çok ihtiyaç duyduğu şey beton değil, güven duygusudur.

Malatya belki eski Malatya olmayacak. Belki yıllar sonra bugünü hatırlarken “eskisi daha başkaydı” diyeceğiz. Ama modernleşme sadece yeni binalarla ölçülmez; adaletli ticaretle, empatiyle ve ortak sorumluluk bilinciyle anlam kazanır.

Ramazan ayı, tam da bu yüzden bir fırsattır. Aynı sofrayı paylaşmanın, aynı acıyı hatırlamanın ve aynı geleceğe inanmanın zamanı… Eğer birlik ve beraberliği gerçekten ön plana koyabilirsek, bu şehir yalnızca küllerinden doğmayacak; daha güçlü bir hafızayla yeniden var olacaktır.

Çünkü şehirleri ayakta tutan şey duvarlar değil, birbirine omuz veren insanlardır.