Üniversitelerle ilgili haberleri okurken bazı kelimeler vardır ki ilk bakışta yalnızca akademinin kendi dünyasına aitmiş gibi görünür.

“Akreditasyon” da onlardan biri. Birkaç yıl öncesine kadar üniversitenin dışındaki insanların pek aşina olmadığı bu kavram, artık bir yükseköğretim kurumunun niteliğini, kurumsal işleyişini ve geleceğe ne kadar sağlam adımlarla yürüdüğünü gösteren önemli ölçütlerden biri hâline geldi.

Geçtiğimiz günlerde Erzurum Teknik Üniversitesinden gelen haber de bu nedenle sıradan bir üniversite haberi olarak görülmemeli. ETÜ, Yükseköğretim Kalite Kurulu tarafından 5 yıl süreyle tam akreditasyon almaya hak kazandı.

Üniversite de bu önemli gelişmeyi çalışanlarıyla birlikte kutladı. Merkezi Kütüphane önünde gerçekleştirilen programda Rektör Prof. Dr. Bülent Çakmak, rektör yardımcıları, Genel Sekreter, akademisyenler ve idari personel bir araya geldi. Beş yıllık tam akreditasyon sürecinde emeği bulunan personele teşekkür belgeleri verildi.

Peki bütün bunlar ne anlama geliyor?

Bir üniversitenin “tam akredite” olması, duvara asılacak yeni bir belgeden çok daha fazlasını ifade ediyor.

Akreditasyon neyi ölçüyor?

Yükseköğretim Kalite Kurulunun Kurumsal Akreditasyon Programı; bir üniversiteyi yalnızca verdiği derslere veya bilimsel yayınlarına bakarak değerlendirmiyor. Üniversitenin kalite güvence sistemi, eğitim ve öğretim, araştırma ve geliştirme, toplumsal katkı ve yönetim süreçleri bir bütün olarak inceleniyor.

Daha önemlisi, üniversitenin “Biz bunları yapıyoruz.” demesi yeterli görülmüyor.

Planlıyor mu?

Planladığını uyguluyor mu?

Uygulamanın sonuçlarını ölçüyor mu?

Eksiklerini gördüğünde bunları iyileştiriyor mu?

Ve bütün bunları birkaç kişinin gayretiyle değil, kurumun tamamına yayılan bir sistem içerisinde sürdürebiliyor mu?

Esas mesele burada.

Nitekim YÖKAK'ın sisteminde ölçütleri yeterli olgunluk düzeyinde karşılayan kurumlara 5 yıllık tam akreditasyon, daha sınırlı düzeyde karşılayanlara ise 2 yıllık koşullu akreditasyon veriliyor. Yani beş yıllık karar, üniversite açısından değerlendirme sisteminin en güçlü kurumsal sonuçlarından biri.

Paylaşılan YÖKAK sunumundaki güncel tablo da meselenin önemini daha iyi anlatıyor. Grafikte yükseköğretim kurumlarının 34'ünün tam akreditasyon, 105'inin koşullu akreditasyon kategorisinde bulunduğu görülüyor. Bu tablo içerisinde ETÜ’nün beş yıllık tam akreditasyon grubuna girmesi Erzurum açısından ayrıca önem taşıyor. Çünkü üniversiteler artık yalnızca bulundukları şehirlerin öğrenci yetiştiren kurumları değil. Şehrin bilimsel üretiminden ekonomik canlılığına, nitelikli insan kaynağından ulusal ve uluslararası görünürlüğüne kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyorlar. Dolayısıyla ETÜ’nün aldığı bu karar yalnızca ETÜ ailesini değil, Erzurum’u da ilgilendiriyor.

Bu başarının arkasında görünmeyen bir emek var

Dışarıdan bakınca süreç basit görünebilir.

Bir üniversite başvurur, YÖKAK gelir, bazı belgeler incelenir ve sonunda akreditasyon verilir...

Oysa işin iç yüzü hiç de öyle değil.

Kurumsal akreditasyon, üniversitenin neredeyse bütün birimlerini içine alan uzun ve yorucu bir çalışma anlamına geliyor. Fakültelerden enstitülere, araştırma merkezlerinden koordinatörlüklere, akademik birimlerden idari birimlere kadar yapılan işlerin belirli bir sistem içerisinde izlenmesi, belgelenmesi, sonuçlarının değerlendirilmesi ve eksik görülen alanların iyileştirilmesi gerekiyor.

ETÜ’nün başarısını değerlendirirken bu nedenle yüzlerce insanın emeğini teslim etmek gerekir. Ancak bazı isimlerin bu uzun yolculukta taşıdığı yükü ayrıca kayda geçirmek de hakkaniyetin gereğidir.

Bu isimlerin başında ETÜ Kalite Koordinatörü Prof. Dr. Fatih Yıldırım geliyor.

Yıldırım’ın kutlama programında söyledikleri aslında alınan belgeden daha önemli bir noktaya işaret ediyordu:

Kaliteyi bir “evrak işi” olmaktan çıkarmak...

Üniversitelerde kalite süreçlerinin önündeki en önemli tehlikelerden biri tam da burada ortaya çıkıyor. Dosyalar hazırlanabilir, formlar doldurulabilir, raporlar yazılabilir. Fakat bütün bunlar eğitimde, araştırmada, öğrencinin üniversite deneyiminde veya toplumla kurulan ilişkide somut bir değişikliğe dönüşmüyorsa kalite sistemi kendi amacıyla çelişmeye başlar.

Prof. Dr. Fatih Yıldırım’ın özellikle “çıktı odaklı kalite anlayışı” üzerinde durmasını bu nedenle önemli buluyorum.

Çünkü asıl sınav bundan sonra başlayacak.

Fatih Hoca ve ekibinin sessiz mesaisi

Akreditasyon süreçlerini biraz bilenler şunu da bilir: Bu çalışmalar çoğu zaman kamuoyunun görmediği uzun toplantılar, bitmeyen veri talepleri, raporlar, göstergeler, düzeltmeler ve birimler arasındaki koordinasyonla yürür.

Bir başka ifadeyle kutlama günü işin görünen kısmıdır.

Arkasında aylar, hatta yıllar boyunca devam eden sessiz bir emek ve yoğun bir çalışma vardır.

Fatih Yıldırım ve Kalite Koordinatörlüğü ekibinin ETÜ’de üstlendiği rolü de biraz buradan okumak gerekiyor. Farklı akademik ve idari birimleri aynı kalite anlayışı çevresinde buluşturmak, süreçlerin takibini sağlamak, birimlerde kalite konusunda farkındalık oluşturmak ve nihayet bütün bu parçaları kurumsal bir yapıya dönüştürmek kolay bir iş değil.

Dahası kalite kültürü talimatla kurulabilecek bir şey de değil.

Bir öğretim üyesinin verdiği dersin sonuçlarını sorgulamasından bir idari birimin sunduğu hizmeti değerlendirmesine; öğrencinin karar mekanizmalarına katılımından araştırma performansının izlenmesine kadar kurumun günlük hayatına yerleşmesi gerekiyor.

Bu yüzden beş yıllık tam akreditasyon belgesinin üzerinde yalnızca bir kurumun adı yazsa da arkasında çok sayıda insanın emeği var.

O emeğin koordinasyonunda ise Fatih Hoca ve ekibinin önemli bir payı bulunduğunu özellikle kayda geçirmek gerekiyor.

Rektör Prof. Dr. Bülent Çakmak’ın törende söylediği “Bu başarı hepimizin ortak emeğinin sonucu” sözü de aslında meselenin diğer tarafını tamamlıyor.

Gerçekten de kurumsal kalite, tek bir rektörün, koordinatörün, dekanın ya da akademisyenin başarabileceği bir iş değil. Yönetimden akademisyene, idari personelden öğrenciye kadar kurumun tamamının aynı hedefe doğru ilerlemesini gerektiriyor.

Üniversite için neden önemli?

Akreditasyonun öğrenci açısından da karşılığı var.

Öğrenci artık üniversite tercih ederken yalnızca bölüm adına veya şehre bakmıyor. Üniversitenin sunduğu eğitimin niteliği, araştırma ortamı, öğrenci katılımı, uluslararası bağlantıları ve kurumsal güvenceleri giderek daha fazla önem kazanıyor.

Nitekim YÖKAK tarafından verilen kurumsal akreditasyon bilgileri YKS tercih sürecinde kamuoyuyla da paylaşılıyor. Ayrıca YÖKAK, akredite üniversitelere ilişkin kayıtların Avrupa Yükseköğretim Kalite Güvencesi Tescil Kuruluşu EQAR'da yer almasının uluslararası tanınırlık ve görünürlüğe katkı sağladığını belirtiyor.

Bu açıdan bakıldığında ETÜ’nün aldığı beş yıllık tam akreditasyon, bugün için bir başarı olduğu kadar yarın için de önemli bir kurumsal sermaye.

Özellikle genç bir üniversite açısından bunun anlamı daha da büyük.

Erzurum Teknik Üniversitesi uzun bir geçmişe yaslanan bir üniversite değil. Buna karşılık kısa sayılabilecek kurumsal geçmişi içerisinde eğitimden araştırmaya, kampüs yapılanmasından akademik kapasitesine kadar hızlı bir gelişme gösterdi. Beş yıllık tam akreditasyon da bu gelişimin kalite güvence sistemi bakımından dış değerlendirmeye tabi tutulmuş önemli göstergelerinden biri olarak okunabilir. Üstelik Marmara ve Dicle Üniversitesi gibi çok daha köklü yükseköğretim kurumlarının akreditasyon süreçlerinde olumsuz sonuçlarla karşılaşmış olması, ETÜ’nün elde ettiği beş yıllık tam akreditasyonun değerini ve anlamını daha da artırmaktadır.

Şimdi daha zor bir dönem başlıyor

Kutlamak elbette güzel.

Üstelik böylesine zahmetli bir sürecin ardından çalışanların bir araya gelip başarılarını paylaşmalarında da son derece doğal bir taraf var.

Ama bana kalırsa Prof. Dr. Fatih Yıldırım’ın konuşmasındaki en önemli cümle, başarının kendisinden çok bundan sonrasına ilişkindi.

Çünkü kalite çalışmalarının “tamamlanmış bir süreç” olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.

Çok doğru.

Akreditasyonda asıl mesele belgeyi almak değil, o belgeyi hak etmeye devam etmektir.

YÖKAK sistemi de zaten beş yıllık tam akreditasyonu “beş yıl boyunca artık hiçbir şeye bakılmayacak” anlamında kullanmıyor. Tam akredite kurumların kalite sistemleri sonraki süreçlerde yeniden değerlendirmeye tabi tutulabiliyor.

Dolayısıyla ETÜ açısından bundan sonraki hedef, kaliteyi birkaç yılda bir hatırlanan bir akreditasyon hazırlığından çıkararak üniversitenin gündelik çalışma biçiminin doğal parçası hâline getirmek olmalı.

Fatih Yıldırım’ın “çıktı odaklılık” vurgusu tam da burada değer kazanıyor.

Kaç toplantı yapıldığı değil, toplantıların neyi değiştirdiği...

Kaç faaliyet gerçekleştirildiği değil, bu faaliyetlerin öğrenciye, akademisyene ve şehre ne kattığı...

Kaç rapor yazıldığı değil, raporlardan hangi iyileştirmelerin doğduğu...

Kaç proje başlatıldığı değil, projelerin ne sonuç ürettiği...

Kalite kültürünün bir sonraki aşaması sanırım tam da burada yatıyor.

Erzurum adına sevindirici

Erzurum iki büyük üniversitesiyle yükseköğretimde önemli bir şehir.

Bu nedenle şehirdeki üniversitelerin elde ettiği her akademik ve kurumsal başarının yalnızca kampüs sınırları içerisinde değerlendirilmemesi gerekiyor.

Üniversite güçlendikçe şehir de güçlenir.

Daha iyi öğrenciyi, daha nitelikli akademisyeni ve daha fazla bilimsel iş birliğini şehre çekmenin yollarından biri de güven veren, sürekli kendisini ölçen ve geliştiren üniversite kurumları oluşturmaktır.

ETÜ’nün aldığı beş yıllık tam akreditasyonu biraz da böyle okumak gerekir.

Ortada elbette bir belge var.

Ama o belgenin arkasında toplantılara girenler, rapor hazırlayanlar, eksikleri tamamlayanlar, gece geç saatlere kadar çalışanlar, birimlerden veri isteyenler, tekrar tekrar düzeltme yapanlar ve bütün bunları ortak bir sisteme dönüştürmeye çalışan insanlar bulunuyor.

Başta Rektör Prof. Dr. Bülent Çakmak olmak üzere üniversite yönetimini, akademik ve idari çalışanları kutlamak gerekiyor.

Ve bu uzun yolculuğun mutfağında önemli bir sorumluluk üstlenen Prof. Dr. Fatih Yıldırım ile Kalite Koordinatörlüğü ekibine ayrıca bir parantez açmak gerekiyor.

Çünkü bazı başarıların fotoğrafı bir günde çekilir.

Ama o fotoğrafın hazırlanması yıllar sürer.