YAZAR: Duygu Daşdemir
Son yıllarda televizyonu her açtığımızda ya da sosyal medyada küçük bir tura çıktığımızda, üzerimize doğru dalga dalga yayılan sert bir iklimin tam ortasında buluyoruz kendimizi. Siyaset sahnesindeki o yüksek perdeden yükselen sesler, kutuplaşan ifadeler ve uzlaşmaktan kaçan tavırlar, ne yazık ki sadece meclis salonlarında kalmıyor; her geçen gün toplumsal huzurumuzun duvarlarında derin çatlaklar açıyor.
Bir gazeteci ve televizyon program yapımcısı olarak Duygu Daşdemir olarak, medyanın ve siyasetin dilinin toplum psikolojisi üzerindeki etkilerini yıllardır yakından gözlemliyorum. Kamera arkasında ve önünde yüzlerce insan hikayesine dokunmuş biri olarak şunu çok iyi biliyorum: Yukarılarda bir yerlerde söylenen her sert kelime, sokakta, otobüste, pazarda ya da bir kahve kuyruğunda vatandaşın birbirine attığı o gergin bakışa, tahammülsüzlüğe dönüşüyor.
Bu noktada hepimizin durup derin bir nefes alması ve şu soruyu sorması gerekiyor: Biz ne ara birbirimizi dinlemekten bu kadar vazgeçtik?
Siyasetin dili, sadece liderlerin kendi aralarındaki bir güç mücadelesi değildir. O dil, topluma nasıl davranması, komşusuna nasıl bakması gerektiğini fısıldayan gizli bir aynadır.
"Kelimeler sadece havada uçuşan ses telleri değildir; bir toplumun geleceğini, çocuklarının nezaketini ve bir arada yaşama kültürünü inşa eden tuğlalardır. Bugün o tuğlalar öfkeyle kırılıyor."
Sokaktaki insana kulak verdiğimizde en çok duyduğumuz şey derin bir "ruh yorgunluğu" oluyor. İnsanlar artık ayrışmaktan, sürekli bir cepheleşmenin parçası gibi hissettirilmekten yoruldu. Bir televizyon ekranından yansıyan o parmak sallamalar, ne yazık ki aynı mahallede büyüyen, aynı acılara ağlayan insanları birbirine yabancılaştırıyor. Oysa bu ülkenin harcında hoşgörü, saygı ve en sert fikir ayrılıklarında bile aynı masada oturabilme olgunluğu vardır.
Duygu Daşdemir imzasıyla bugüne kadar hep insanın, vicdanın ve toplumsal farkındalığın sesi olmaya çalıştım. Ve bugün, bir televizyon yapımcısı gözüyle ekranlardan taşan bu öfkenin toplum ruhunu nasıl zehirlediğini haykırmayı bir görev biliyorum. Siyasetin dili acilen bir "nezaket ve sorumluluk restorasyonuna" ihtiyaç duyuyor. Liderlerin duruşu ve hareketleri toplumu germemeli, aksine birleştirmeli ve sakinleştirmeli.
Unutmayalım ki; seçimler gelir geçer, liderler değişir, geriye sadece bu topraklarda her sabah yüz yüze bakacak, aynı ekmeği paylaşacak olan bizler kalırız. Ekranların öfkesini sokağın aynasına yansıtmaktan vazgeçtiğimiz, kelimelerimizi nefretle değil nezaketle seçtiğimiz gün, toplumsal huzuru yeniden inşa edeceğiz.
Fark etmek, iyileşmenin ilk adımıdır. Haftaya yeni bir farkındalık yolculuğunda buluşmak üzere...
Duygu Daşdemir
Gazeteci & TV Program Yapımcısı & İletişim Uzmanı

