Ramazan ayı, yalnızca oruç tutulan bir zaman dilimi değil; aynı zamanda merhametin, paylaşmanın ve dayanışmanın en güçlü şekilde hissedildiği mübarek bir aydır.
Bu ayda kurulan sofralar sadece açlığı gidermek için değil, gönülleri birleştirmek, insanlar arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirmek için kurulur. Yoksulun, öğrencinin, kimsesizin hatırlandığı; kapıların ve gönüllerin açıldığı bir aydır Ramazan.
Ancak son yıllarda bu güzel iklimin içinde insanı düşündüren bazı görüntüler de ortaya çıkmaya başladı. Özellikle siyasi partiler ve bazı kurumlar, “sosyal belediyecilik” ya da “yardım faaliyetleri” adı altında düzenledikleri iftar programlarında veya ev ziyaretlerinde, yardımın kendisinden çok onun nasıl gösterildiğiyle gündeme geliyor.
İftar sofralarında öğrencilerle, dar gelirli ailelerle ya da ihtiyaç sahibi insanlarla birlikte çekilen fotoğraflar; sahur vakti yapılan ziyaretler ve bunların hemen ardından sosyal medya hesaplarında paylaşılan görüntüler… Elbette bir sofrayı paylaşmak, bir kapıyı çalmak, bir ihtiyaç sahibinin derdine ortak olmak kıymetlidir. Buna kimsenin itirazı yoktur. Fakat bu yardımların çoğu zaman kameralar eşliğinde yapılması, hatta bazen ziyaret edilecek evlere kameralı ekiplerin önceden gitmesi, yardımın ruhunu gölgeleyen bir tablo ortaya çıkarıyor.
Çünkü Ramazan’ın özünde gösteriş yoktur. Ramazan’ın özünde samimiyet vardır.
Toplumun büyük bir kısmı, Peygamber Efendimizin öğüdünü hatırlar: “Veren el, alan eli görmemeli.” Bu söz aslında yardımlaşmanın inceliğini anlatır. Yardım ederken karşı tarafın onurunu korumayı, onu rencide etmemeyi, iyiliği sessizce yapmayı öğütler.
Bugün ise bazen bunun tam tersi yaşanıyor. Bir iftar sofrasında ya da bir ev ziyaretinde, yoksulun ya da öğrencinin yanında çekilen fotoğraflar, sosyal medya hesaplarında paylaşılırken o insanların çoğu zaman birer “hikâye unsuru” ya da “görüntü figüranı” hâline geldiğini görmek insanı düşündürüyor.
İyilik reklam malzemesi hâline geldiğinde, samimiyet sorgulanmaya başlanır. Çünkü ihtiyaç sahibinin ihtiyacı, başkasının görünürlüğüne malzeme olmamalıdır. Yardım edilen insanın yüzü değil, yapılan iyiliğin kendisi konuşmalıdır.
Oysa gerçek iyilik sessizdir. Gösterişe ihtiyaç duymaz. Kapıyı çalar, gönlü alır ve gider. Ne kameraya ihtiyaç duyar ne de alkışa.
Sosyal belediyecilik elbette önemlidir. Belediyelerin, kurumların ve hayırseverlerin ihtiyaç sahiplerine destek olması toplum için büyük bir değerdir. Ancak bu destek verilirken insan onurunun korunması, yardım yapılan kişinin bir propaganda unsuru hâline getirilmemesi gerekir.
Ramazan’ın ruhu tam da burada saklıdır. Bir lokmayı paylaşırken karşıdakinin kalbini incitmemekte… Bir sofrayı kurarken kimseyi mahcup etmemekte… Ve yapılan iyiliği sadece Allah’ın rızası için yapabilmekte.
Belki de bu yüzden Ramazan bize sadece aç kalmayı değil, niyetlerimizi de sorgulamayı öğretir.
Çünkü bazen en büyük iyilik, kimsenin görmediği iyiliktir.